Aladağ’ın her şeye rağmen bir kederi vardı. Rüya bir yerde tükenir, ağır bir hava ormandan çeker bizi, atar şehirlerimize… ve dönüş… ancak bu takım buna da bir çare bulmuştu.
Kalplerini alabildiklerine açtıkları Aladağ’ın hislerini, seslerini, renklerini ve rüzgarını oraya kilitlediler ve dilediklerinde açıp soludular…
Dönüş yolunda sanki tüyden ince kulaklı bir kuzu onları izliyor gibiydi… Tuva defterini Kara Ustaya gösterdiğine hiç pişman olmamıştı. Kör yaşlı kadın, eşi çobanı kaybedeli uzun yıllar olmuş, hala o sesin büyüsü ile anılarını çağırıyordu… Oduncu o sesi duyunca durduğunda Çobanın aslında cadıları durduran bir üveyk kuşuna dönüştüğünü biliyordu. Aladağlar geride kalmıştı,,, Aladağlar Masalı ise çok ileri gitmişti…
Gökten altı gümüş düştü… biri Amazon time.. biri Duman time, biri Çakmak time, biri Kraliçe time, biri Usta time, biri Erciyes time…
SON
NOT: Aladağ Masalı yazımı gece saat 02.00’ da bitmiştir.