Bölüm 5 – Zahelli Tütsüsü

       İsimsizlerden bir Mert gece ateşini yakmış. Gece ateşi için sıkı sıkı tembihlemişti Zühre. Mutlaka bir minder getirin diye. Ateşin etrafında 50 minder ve üzerinde bağdaş kurmuş oturanlar, ay ışığında zahelli çiçekleri gibi görünüyormuş.

Etrafa ateşten bir tütsü yayılmış. Gece ateşi ile başlayan melodi herkese tanıdıkmış. “Aladağ Masalları”….

Kunduzlardan Alp gizlediği ses cihazının açıvermiş sesini Alp ve Tül Asivahman’ın takımında Aladağlar’ı kaybetmişlerdi. Duman Ali çamur içinde bulmuş onları, yıkamış yüzlerini, ayağa kaldırmış kendi takımına almış. Kunduz Alp şimdi bir başka coşkuyla koşturuyor, Kunduz Tül bildiğimiz gibi yine sessiz ama çok huzurlu…

O flüt sesi başlamış. Oduncunun hikâyesini anlattığı ses. Şimdi yaşlı Kara Usta Aladağlar masallarından bir masal anlatacakmış.

Masalın başlayacağını duyan Baykuş ve Bayankuş ateşten çıkan çıtlakların uçuştuğu ağaçtan bir başka ağaca uçmuş, orada lifli bir dalın üzerinde yerlerini almışlar.

Bir gece kelebeği Gülebeğin yanına küçük minderini atıvermiş. Masalcı Ağaçkakan oluvermiş Kara Usta, gagasıyla önce çentiklemiş grubu. Grup uyanınca başlamış anlatmaya. Çiçekkakan olmuş eşi. Amway kahvesini koymuş közün üzerine. Ateşten çıkan tütsülü duman direklenmiş yıldızlara doğru.

“Bir varmış, bir yokmuş. Eski zamanlarda Dilrenk adında hayalleri olan bir kız varmış. Bu kızı görenler ya kıskançlıktan çatlar ya da çok severlermiş. Adına bir de tekerleme söylenirmiş.

Dilrenksen sen ne dilbazsen

Her yerde sen de olasen

Zahelli dane dane

Yansın hare, neşelensin cane

Hayalini duyan kor gibin çıtlasın

Kem söz edenin gözü pıtlasın

Gümüş köprüden atlasın

Dilrenk sen başarasan

Bilen bilir sen havasan

Ekşi suratları savasan

Bırakıp geride alayını

Aladağlara varasan

Dilrenk hem iyi kalpli hem de sepet sepet herkes için iyi hayaller kurarmış.

Bir gün şevkle köpük köpük bir akarsu da bir kayığa binmiş ve hayallerine giden limana doğru kürek çekmeye başlamış. O civarda kasvetli bir şato ve şatonun iyi kalpli bir sahibi varmış. “Şu akarsu da şen şakrak hayaller içinde yüzen bir kız var, onunla evlenirsen bu kasvetli şato gülistan olur” diye haber vermişler. Kasvetli şatonun iyi kalpli sahibi ile Dilrenk evlenmiş. Şato sahibinin ahaliye erzak taşıyan bir gemisi varmış. Geminin şiddetli bir fırtınada battığı haberini almış. Adam varını yoğunu kaybetmiş, geriye bir tek şatosu kalmış.

Adam gün boyu odasına çekilir, mektuplar yazarmış uzak ülkedeki dostlarına. Dilrenk ne zaman gülüverse; “artık sevinç çağımız sona erdi. Şimdi gerçeği kabul etmeli ve kederimizi yaşamalıyız” dermiş.

Dilrenk bu kayıplardan dolayı sevincini kaybetmemiş. Onun dilinde her sabah aynı söz varmış.

“İnsanın kazandığı kalbindedir, yitirdiği kalbindedir, üzülme sevgili eşim. Kalbimiz hala güneşin altında parlıyor, yağmurla yıkanıyor, akarsuda yüzüyor, çimenlere uzanıp, aya karşı Aladağlar Masalını dinliyor. “

Adam bu sözlerden hiç hoşlanmamış. “Dilrenk gerçeğin farkında değil, bu neşe insanı küçük düşürür “ diye günlerce gerçeği anlatmaya çalışmış.


Dilrenk bu sözler üzerine bir kenara çekilir, sessizce ağlarmış. Bir sabah eski kayığını bulmaya gitmiş. Ona bir daha binmesin diye şato sahibi kalın iplilerle bağlamış. Bakmış ki Dilrenk çözmeye çalışıyor.

“Bunu artık çözemeyiz. İpleri çok kalın” demiş.

Dilrenk yine neşeli sesiyle;

“Özgürce yüzecek kayığımın kaderini bağlayan kalın bir ipken, onun çok ince bir dala bağlı olduğunu görüyorum. “

Hemen dalı yerinden koparmış. “Haydi, sen de gel. Kasvetli yüzün değiştiren bir yolculuğa çıkalım. “

“Nereye?” diye sormuş adam.

“Aşağıda bir kıyı kasabası varmış. Orada insanlar öyle mutlularmış ki, aralarına katılanlar da hemencecik mutlu olurlarmış. Kasabayı mutlu eden şeyin bu akarsu olduğu, bu akarsuyun gökten geldiğini söylermiş eskiler. Bu sebeple kasabanın adına “Göksuyu” derlermiş. “

Adam; “bu ne biçim uydurma iş demiş. O akarsu buradan da geçiyor. Ve öyle bir şey olsa biz de çok mutlu olurduk” diyerek kabul etmemiş ve kayığı tekrar bağlamak istemiş.

Dilrenk “hemen döneceğim öyleyse “ diyerek asılmış küreklere ve hızla aşağıdaki kasabaya doğru gitmiş. Kasaba halkı onu çok iyi karşılamış, ona güller, elbiseler, inciler hediye etmişler. Dilrenk olanı biteni hemen anlatmak istiyormuş eşine. Adam dinlemiş onu.

“Hımmm demek kayığı bağlamak yerine aslında neşeni bağlamalıyım. İnsan kalbi mutlu olunca gerçeklerden uzaklaşır. Bundan sonra kalbinde bu şatonun dışında hiçbir şey olmayacak” demiş ve üzerine minik sihirli kurbağaları atmış. Dilrenk artık onlardan biri olmuş. Geceleri vrak vrak sesleri arasında Dilrenk ’in çıkardığı ses hemen belli oluyormuş. Diğer kurbağalar “vrak vrak “ derken o neşe içinde “brak brak ” diyormuş. Adam;“gerçeklere dönene kadar bir kurbağa olarak yaşayacaksın” demiş.

Bir sabah şatonun tepesine bir kırlangıç konmuş. Kırlangıç bahçede gezinen Dilrenk’i görünce hızla alçalmış ve kurbağaya dönüşen Dilrenk’i kapıvermiş. Kırlangıç yuvasına götürdüğü avını, sabırsızlıkla bekleyen yavrularına bölüştürmek için parçalamak istemiş. Dilrenk yavrulardan birini kaptığı gibi, önüne siper etmiş. Anne kırlangıç sinirlenmiş; “hey ordan hemen çık, boşuna uğraşma” diye bağırmış.

Dilrenk; “aaa anlayabiliyorum söylediğini” demiş ve hemen cevap vermiş.

“Ben bir insanım. Ben kurbağa değilim. Beni yersen benim kocam da seni yer!” demiş.

Kartal ilk defa konuşan bir kurbağa görmüş. Sadece kartallar konuşur diye biliyormuş. Doğruluğunu teyit etmek için şatoya gitmiş. Kurbağalar arasında yana yakıla eşini arayan adamı görünce geri dönmüş “doğruymuş dediklerin” demiş.

Ancak Dilrenk gitmek istememiş geriye. Kartal ailesi ile yaşamaya başlamış. Birçok farklı kartal tanımış. Beraberce Göksu kasabasına gitmişler. İki kartal bir çubuğun iki yanından tutarak ortada kurbağa olacak şekilde taşırlarmış onu. Mutlu insanlar kasabasına gittiğinde ne görsün. Kasaba da mutlu bir kişi bile kalmamış. O şen şakrak bahçeler, ışıltılı sokaklar, aydınlık yüzler, nükteli sözler, okşanan saçlar, mühürlü gözler, pamukla dokunmuş eller kaybolmuş, yerine turşucu ve sirkeci ve gerçekçiler kalmış. Tüm hayal kuranlar birer birer akılcı olmuş, düşleyen kalpleri solmuş, kurumuş ve kışlık olmuş. Dilrenk üzüntü ve şaşkınlık içinde sağa sola koşuşturmuş. Saçları örgülü, gamzeleri çiçekli bir kızdan öğrenmiş olup bitenleri “bir adam geldi, herkesi ikna etti, herkesin kalbi “gerçekler” diye bir şey ile değiştiğini gördüm. Ben kalbimi çok derine sakladım, düşlemeye ve güzel şeyler hissetmeye devam ettim. Dilrenk o adamın kocası olduğunu anlamış. Onu bulmuş. Adam eşini görünce “çok sevimdim. Senin için bu kasabayı da mutluluktan kurtardım. Şimdi seni tekrar dönüştürebilirim. Artık gidebileceğin bir yer kalmadı” demiş ve onu eski haline çevirmiş.

Dilrenk kasabadakilere; “size dünyanın en büyük gerçeğini göstereceğim” demiş. Gerçek kelimesini duyan herkes başına toplanmış. Adam; “Bu harika! Sonunda gerçeğin tarafındasın” diye hem seviniyor hem başkalarını da davet ediyormuş…

Dilrenk yüksek bir yere çıkmış. İki kartal omzuna konmuş. Öyle heybetli görünmüş ki, dünyanın en büyük gerçeği için meraklar kadar hayranlık da artıvermiş.

Sessizliğin en koyu vaktinde söze başlamış ve hemen bitirmiş.

“Dünyanın en büyük gerçeği sadece hisler ve düşlerdir.”

Hepiniz gerçek diye kederli, karamsar bir dünya kurmuşsunuz… Şimdi sizi oradan çıkaracağım… ve gelirken topladığı zahelli çiçeğini tutuşturmuş, etrafa öyle bir koku yayılmış ki, ansızın dağılmış kasvetleri…

Kasaba neşesine geri dönmüş. Dilrenk de eski haline. Şato sahibi mutsuz adam şaşırmış. Eyvah kaybettik herkesi demiş. Onlara tekrar anlatmalıyım.

Tam o sırada Dilrenk beraber geldiği kartallara işaret vermiş. İyi kalpli karamsar kocasını iki pençesi ile almış. Havalanmış. Ona gezdirmiş dünyayı, akarsuları, başka şatoları, sonra onu bırakmış gökyüzünden aşağı… Öyle bir bağırmış ki adam… Dilrenk gülmekten yerlere yatmış. Adamı tekrar tutmuş havada kartallar. Tekrar tekrar bırakmışlar.

“İşte senin yüce gerçeğin bu demişler.“

“Dilrenk içinde aşağıdaki neşesi…”

“Hangisini istersin… Korkuyla sürekli yüksekten düşmeyi mi?

Yoksa aşağıda bile olsan neşeyle kalabilmeyi mi? “

“Beni lütfen indirin! “ demiş adam…

Dilrenk tutunmuş kartalların iki ucundan tuttuğu sopaya, göğe doğru çılgınca yükselmiş.

Ve kartallar onu hiç bırakmamışlar… İstediği zaman bir ıslıkta gelivermişler kapısına… Özgürlük şarkısını tee yukarda bestelemiş, adam aşağıda not almış… Ve demiş ki “daha rasyonel yazsak nasıl olur?”

“Şatonun üzerinde duran sönmüş fenere bak öyleyse” demiş Dilrenk… Kalp yoksa akıl sönmüş bir fener gibidir… Adamın bahçede yetiştirdiği domatesler arasına karışan zahelli tohumlarından yüzlerce zahelli çıkmış… Bir çıtlak böceği birini tutuşturmuş… Sanki adamın gözlerinde bir ışık belirmiş… Kalbinde bir düş ısınıvermiş… “


Yaşam Takımları™ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

1 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Erhan Bozkurterhan
3 yıl önce

Herkesin içinde bir yerlerde zahelli tohumu var aslında, farkında olanın ne kadar mutlu olduğu gözlerindeki ışıltıdan belli bakması bilene

1
0
Düşüncelerinizi merak ediyoruz, lütfen yorum yapın.x