YT Hikayeleri – Bölüm 1

       Kar gelmişti. Yapraklanarak yağıyordu. Düşlerin tüm hikayelerinden çok sonraydı. Bir ağacın bir ağaca yaslandığı geceydi. Bir kumrunun bir kumruya bir günlük vedasıydı. Bir böğürtlen kadar yakındı. Bir defter açıldı. Açan el, açılan gözden içeri giriyordu. Biri daha, sonra biri daha açıldı.

İlk derse başlıyorduk. Kalem defterden önce midir? Güvercin bakışlı biri cevap verdi;

Kalemden çok önce defter vardı, çekiçten çok önce çivi vardı, önce cennet vardı sonra düşler doğdu. Âdem ve Havva’nın hatıra albümleri”

Cevaplar sorulardan öncedir ki her yeni başlangıç bir sorunun arkasından gelmiştir. Önce kavuşma vardı, ayrılık çok sonraydı. İlk çiçek sular altında açtığında, ilk balık okyanusa düştüğünde, ilk ağaç sedir büyüyordu. Hepsinden önceydi. Çölleri süsleyen dağlarda kokusu amberle yarışıyordu. İlk kalemi bir sedirin hediye ettiği günlerden önceydi.

Bir sedir ağacının altında oturan Âdem, “elimden ne gelir” diye düşünmüştü. Elinin içine baktı uzun uzun. Parmakları ucunda büküm yerlerine baktı, ortasında da vardı, üç yerden parmakları bükülüyordu. Ellerinin başladığı yerde bir tane daha vardı. Daha geride yine bir boğum daha vardı. Eşyadan çok önce insan boğum boğum. İnsanın eline yüklenmiş yeni bir dünya vardı.

Ne gelir elimden?

Albüme bakıver… Boşuna bir parmağa üç boğum verilmemişti. Vadileri ışıklandıran şehirleri, göğe yükselen sarayları, suları yaran gemileri inşa eden kocaman eller olmayacaktı, küçük bükülmeler olacaktı. Adem’in parmaklarındaydı. Albümü karıştırdı. Susuzluktan önce su vardı. Aşktan önce güzellik vardı. Bir his varsa, çok önceydi sarayı yahut zindanı.

Neyi inşa etmek istiyorsa elindeydi, hem ilk mengene, başparmak vardı, kurulacak yeni dünyanın baş mimarı.

Çok sonraydı işte. Küçük sedir ağacından bir tabela vardı karlar altında. Yaşam takımları köyü…

Buraya giriş bir edebin kıtası altındaydı. Bilgelik bir edebin sonrasıydı. Boynumu büker, yaratılışı seyrederim demekti.

Akarsular ikidir dedi More. Mor rengin sahibidir onlar. “Bildiğimiz yeryüzü akarsuları, bilmediğimiz gökyüzü akarsuları.” Gökyüzü akarsularına burada yaşam takımları diyoruz. Buhar zerresinden yağmur damlasına dönüşlerinin bir hikayesi var, bir de bulut hatıraları var. Hiçbir kıtada da hiçbir devirde tamamlanmayan bir rüyaya uyanmak istediler. Ağaçlara konan kar, kuşlara eriyor, ırmaklara sızıyor, bir gün yine göklere yükselmenin heyecanı ile denizlere yürüyor, biliyor ki ilk güneşle ağırlıklarını bırakanlar, kütlesini zerreye düşürenler o bulutsuz rüyalarına tırmanacaklar. More gülümsüyordu. İnsanlar camdaki gözlere gülümsemeye başlayalı uzun zaman geçmişti. Unutulmuştu insanın insana gülümseyişi. More bilirdi Yaşam Takımlarında “gülümseyebilmek” için insanı yeniden başlatmanız gerekirdi. Yeniden başlatmanın adına yaşam takımları diyordu.

Buraya herkes uğrayabilirdi ancak kalabilmek için kalbinde bir geçit açılmalıydı. Buna “üretken gönüllü” deniyordu.

More bir Yesi hikâyesi dinlemiş, anlamış, şimdi yaşıyordu. Bir zamanlar Yesi şehrinde kıtlık olmuş. Uzayınca kıtlık, insanlar arasındaki ilişkiler bozulmuş. Kabahatler fena şeyler olmuş daha önce görülmeyen. Artan kötülük sonrası kıtlık daha da şiddetlenmiş.

Bir adam varmış. Güneşli bir günde bir ağacın altında oturmuş, ellerine bakmış. Ellerinde Adem’i görmüş. Bükümler boğumlar eklemler… iyice bakmış ellerine ve bir dünya daha görmüş. Dünyanın ihyasına yetecek bir şey varmış ellerinde. Sonra göğe uzatmış iki elini. Bilirmiş elleri göğe uzatmanın anlamını.

Adıyorum ellerimi, içindeki tüm hünerleri ile…”

Bir şey olmuş sanki, avuçlarında bir hikmet görmüş. Eline bir asa almış. Yürümüş insanların içine.

Ve sormuş “elinden gelen bir şey var mı, zerresince kabuldür” var diyene gel benimle demiş.

Oturanlar yürümüş, ağlayanlar gözlerini silmiş, umutsuzlar ayağa kalkmışlar, her şey tükendiğinde “bilgelik” uykusundan uyanan bir arslan gibi kükremiş. Ne yapamadığına değil ne yapabildiğini düşün demiş adam.

Kibir nedir bilir misin?

Her şeyi tek başına yapmaya yeltenmek”

Tevazu nedir bilir misin?

Her şeyin birlikte yapıldığını bilmek”

Ellerinize bakın” dedi adam. Orada yapabilecekleriniz arasından inandığınız bir şey varsa o herkes için yeterlidir.

Ben dedi birisi “iyi bir taş taşıyıcısıyım, başka bir şey bilmem”

Diğeri oduncuyum dedi.

Bir başkası belki su taşıyabilirim.

Taşlardan bir han yaptılar.

Birisi çorba pişirdi. Diğeri odun taşıdı, biri geldi ben ne yapabilirim dedi.

Hiçbir şey bilmiyorum.

Gülümse” dedi ona bilge adam.

İnsanlara gülümse!

Eğer iyi gülümseyebilirsen bir kucak pelit odunu kadar ısıtır insanları, hem de hiç ısınmayan kalplerini.

Yesi şehrinde büyüyen bir sevinç vardı, büyüyen eller vardı, kıtlık sona ermişti.

Her insan yapabileceği tek bir şeyi iyi yaparsa sürekli iyiler çoğalır ve elimiz bize bin el verir.


Yaşam Takımları™ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

2 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Rukiye Çelik
3 yıl önce

Ne yapabilirsem en iyi onu yapacağím insanliga adayarak Yúreyine sağlík Ustam

Hanife Bilge Çimen
3 yıl önce

Adıyorum ellerimi içindeki bütün hünerleriyle.Yazarımızın yüreğine sağlık.

Abone ol

2
0
Düşüncelerinizi merak ediyoruz, lütfen yorum yapın.x