Emine Ana

Emine anam yüzüncü yaşındaydı. Bir sürü sır vardı gözlerinde. Hepsini sözlerine vermemişti. Kimisini gözlerine fer olsun diye saklardı. Bilgeydi; umudu ve mutluluğu kendi ellerindeydi çünkü. Mirasını bırakmak ister gibi bakıyordu. Maviş gözlerine konduramıyordum ölümü. “Emaneti yakında almaya gelirler dedikten sonra epeyce daha kalacaktı aramızda.”

“Mayıs geliyor, çiçekler açmadan beni yaylaya eletin (götürün) Ben vaktinde yine yaylaya çıkarım” dedikten sonra bakıverdim yürüyüşüne ve tavrına. Dizleri ağrımamış, hafızası değişmemiş, yük olmamış hiçbir kula. Sayıları, tarihleri kişileri yirmilik bir insandan daha iyi biliyor.

-Ne yapacaksın yaylada! 

-Kazık belinde duracağım, söğüş etini çeşme başında yiyeceğim. Bakarsın Kümbete gider, bal kaymak yerim hısımlarda. Bakarsın vururum yeni yetme papatyalar arasından çayıra. Kekikler beni görünce erken açar, beni görünce kepi çiçekleri kelebek toplar.

İsimler, çiçekler, arılar ,tepeler ve güneşin bilmediğim kıyafetleri, gecenin masalları yolcular ve hikayeleri eskiler ve eğlenceleri derken bir asırlık Emine anamın kalbinden yükselen anıları arasında ve bu anılara eklenmek için bekleyen düşlerini gördüm ve şaşırdım.

Merakım başka bir şeydi? Neden Emine anam hem bilge hem uzun ömürlü hem sağlıklı hem her sohbetine uğrayanda iz bırakırdı? Sordum tabi…

-Emine ana ısırganı bir tek sen yemedin! Ebegümeci damar otu lahana tırmıtı diğerleri de yedi Bir tek sen içmedin uz köyünün acı suyundan, kırandaki tatlı sudan. Şaziye’de Emin’de Hayriye’de orada aynısından yedi içti, aynı havayı emdi. 

-Niye Mahmut midesinden, Naciye stresinden erkenden öldüler de sana hiçbir şey dokunmadı? “dedim.

-Anlatayım” dedi.

-Benim adam bir akşam eve geldiğinde, şu senin deden Mustafa işte. Çok sert bir adamdı, titizdi, acımasızdı, dayanıklıydı ve dediği dedikti, aklına koyduğu yapıktı.

-Bir akşam işte eve gelmişti. Katırı ahıra bağladı. Baktım bir kadın bekliyor eşikte. Misafirimiz kim dedim. Misafir değil dedi. “Uyy seni…” diye başladım madıranmaya (söylenmeye)

-Nasıl sopa yedim bilemezsin. Sırtım bölündü sandım. Gözüm yüzüm mor içinde kapıya attı beni. “İster git! ister kal!” Benim kimsem kalmamıştı ki kime gitsem. Samanlığa gittim. Biraz ağladım, biraz sızlandım. Uyumuşum epey zaman sonra…

Gülüyor bir yandan anlatırken, ben acıyacak oluyorum ama o gülünce merakla bekliyorum.

-Sabaha karşı uyandım. Yüzümü yıkadım çeşmede. Yüzümün mor yerlerine buzlu su akıttım. Ezan okundu, namazımı kıldım. Baktım ki Allah bana bakıyor! (Kendi ifadesi öyleydi…) E dedim demek ki karışmadığına göre bende hala umut var!

-Gece beddua etmiştim. Geri aldım hepsini. Yüzümdeki moru aklıma almayacağım dedim. Sırtımdaki yarayı kalbime sürmeyeceğim dedim. Tüm yaralar iyileşir ancak sen yaranı kaşırsan iyileşmez oğul…

-Kaşımadın he! 

-Hiç kaşımadı, hemen iyileşti…

-Sümbül vardı karşı köyden. Bir yarası olmuş abisinden mi ne! Her gün kaşırdı yarasını. Bak iyileşmiyor abim öyle yara bıraktı ki bana derdi… Bir gün dedim ki ona “ Gız kimi kandırıyon. O yarayı iyileştirmeyen sensin”

Ardından bir de küçük bir mesel anlattı.

-Bir gün Tavşan erik ağacının yanından geçerken erik tikeni elini batmış. Gitmiş ormanın kralına. Demiş erik ağacı bana bunu yaptı. Onu kökünden söküp atalım. Kral Aslan düşünmüş. Ona yaklaşma! O sana gelir de bunu yaparsa o zaman kökünden sökeriz. Tavşanın bir hafta sonra elindeki yarası kabuk bağlamış. Kabuğunu kaldırmış. Tekrar kanamış. Etrafına anlatmış. Erik ağacı kanattı yaramııı. Ah onun yüzünden ne acılar çekiyorum.

-Aslana gitmişler Tavşan çok acı çekiyor demişler. Galiba erik ağacını sökmeliyiz ormandan. Aslan çağırmış Tavşanı. Bakmış ki eski yara Tavşan kendisi kanatıyor sonra acı çektikçe erik ağacını suçluyor. Aslan tamam demiş. Sana bu acıyı vereni cezalandıracağım ve onu ormandan kovacağım Tavşan sevinmiş. Evet evet işte bu. Beklediğim adalet…

-Eğer yaranı bıraksaydın kendi haline çoktan iyileşirdi. Onu kanatan sensin! Kendine acı veren sensin. Bu sebeple seni ormandan sürüyorum.

-Ee ne yaptın sonra kapıda kalmıştın dedim…

Emine anam. Elini başına götürdü. Namazlığını düzeltti. Maviş gözleriyle beni süzdü. Anladığımı anlamak istedi.

-Eve girdim sildim süpürdüm. Yemek hazırladım. Sofraya oturduk yedik içtik kalktık. Hiç söylenmedim. Türkü çağıra çağıra bahçeye gittim. “Ben böyle anlatınca uy sen delisin öyle şey mi olur “diye beni horladı duyanlar…

-Emine ana “kabullendin mi yani” 

-Onun hayatını kabullenmedim! 

-Ee peki 

-“Kendi hayatım olduğunu anladım” 

-“Ama” diyecek oldum…

-Bak oğlum! Elinle dilinle değiştirmeyi denedin olmadı, daha bekleme aynında(aklında) değiştir. Baktım ki benim bir hayatım var. Aklımda değiştirdim. Dostlarım oldu, keyiflerim oldu. Tadını çıkardım fırsat bulduğumda. İbadetimi yaptım, çayımı içtim, buldumsa bal yedim, bulamadımsa ekmek yedim. Öyle mutlu olmuşum ki bazen bana deli dediler. Kuması var… Niye kendini hasta etmedi diye benim yerime hasta oldular.

-Kim ister kuma! Ama bir gündür söylenmek, bir gündür kavga gürültü. İkinci gün ahmaklar kavga eder. Ömründen yer içer…

-Beğenmiyorsan gerçeği değiştir, değiştiremiyorsun aklını değiştir.

-O üzüntüden hasta olan Şaziyesi, Naciyesi, Mahmudu, Selamisi, Nuranı ve Fadimesi var ya… Hepsi güya akıllı oldular.. Söylene söylene, madırana madırana erkenden yediler kendi bedenlerini… Ne gerçeği değiştirdiler ne akıllarını, ne gerçekte çözdüler sorunlarını, ne akıllarında…

-Bana akıl verenler ellisinde, atmışında, yetmişinde midesinden, kafasından, orasında burasında çıkan zonasından ateşinden ölüp gittiler. Ben ve türkülerim bir güzel yaşadık.

Yara açan bir kez kanattı ise o yarayı her gün kanatan insanın kendisi! İnsana en büyük zulmü aslında kendisi yapar…

Sorun karşısında bir gün kavga et! Bir gün zorla dilini elini! Yapabiliyorsan yap! Yapamıyorsan kanatma! Kendine ait bir hayatın olduğunu kabul et.


Yaşam Takımları™ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

11 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Hanife Bilge Çimen
3 yıl önce

Günümüz dünyasının iş,aile ve sosyal hayatında karşılaşılabilecek sorunlara ilaç gibi bir eser elinle,dilinle düzeltemiyorsan bari ” kanatma”.Kendine ait bir hayatın olduğunu unutma.Yazarımızın kalemine sağlık…

Meral Çağatay
3 yıl önce

Beğenmiyorsan gerçeği değiştir. Değiştiremiyorsan aklını değiştir.
Yasam takimlarinda tam da bunu buldum aklımı değiştirdim. Teşekkürler Bünyamin bey düşlerin ustası yazılarıyla hayata bakışımda da büyük değişim yaşadım.

Urkiye Kartal
3 yıl önce

Emine Anayı rahmetle yad ederken usta bu hayat hikayeni bizlerle paylaşmak çok nazik davranış düşlerimiz var oldukça daha çoook güzel anılar biriktireceğim bi bakmışsınız Emine ana yerine urkiye Ana yazılmış kimbilir teşekkürler

Gülsema Doğan
3 yıl önce

İnsana en büyük zulmü kendisi yapıyor, degistiremeyecegimiz bazı olaylar karşısında kendimizi hırpalarsak hayatta bizi hırpalıyor…Bilge kadın Emine Ana nurlar içinde yat🙏🙏🙏

Dilek Şahin
3 yıl önce

Ne muhteşem bir hayat dersi Emine Anadan. İçimize işleyen bu hayat hikayesini kaleme alan Düşlerin Ustasına çok teşekkür ederiz.

AYSEL ATEŞ
Yönetici
3 yıl önce

Emine Ananın feyz alınacak tecrübe ve bilgelik kokan hikayesinden herkese çıkacak bir pay var, teşekkür ederiz üstadım, değerli büyüğümüzün mekanı cennet olsun

Ebru Özkılınç
3 yıl önce

Ne güzel, ne kadar büyük bir yürek, Emine Ana..
Rabbim mekânını cennet eylesin…
Bu güzel yazınız için teşekkür ederiz Bünyamin Bey👏👏

Urkiye Kartal
3 yıl önce

Bünyamin bey devamını bekliyorum

Rukiye Çelik
3 yıl önce

Eline sağlık Ustam bu gerçek hayat hikayesini bize aktardığın için .
Emine ana ve tüm büyüklerimizin mekanları cennet olsun bize õğrettikleri doğrular için.

Erol YALÇIN
3 yıl önce

Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır realitesinin yaşanmış gerçek hayat hikayesi. Bu güzel hayat hikayesini bizlerle de paylaştığı için Bünyamin Efe’ye çok teşekkür ediyorum.

11
0
Düşüncelerinizi merak ediyoruz, lütfen yorum yapın.x