Penahın Ela Gözlü Düşleri

Gerçek Hayaller ve Yalancı Gerçekler
Gerçek Hayaller ve Yalancı Gerçekler
Gerçek Hayaller ve Yalancı Gerçekler
Loading
/

Penah’ın öyküsünde birkaç yıl öncesine kadar düşler vardı, bir gerçek geldi ve tüm düşlerini alıp götürdü. Düşlere ve düşleyenlere hem suskun hem sırtı dönüktü.

Bir çobandı, çobanlık ücretine karşılık aldığı koyunlardan küçük bir sürü sahibi oldu. Ocak başında oturur, ateşin çıtırtıları arasında hesaplar yapardı. Bir sürüyü geliştirmek değildi hesabı, daha geniş, daha büyük bir şeydi, yaylaları ve içindeki her şeyi geliştirmekti. Bir nehir bir dağ olarak hesabını özetliyordu.

Nehir dağ ile akrabaydı. Bir dağ şuydu; sürülerin artırılması, ürünlerin artırılması. Dağ ile sıkı ilişkisi olan nehir de şuydu; sınırsız otlaklar. İkisinin birbiri ile hem zıtlığı hem uyumu vardı. Birbirine zıt görenler çoğunluk olduğu gibi büyük tepkiler de aldı. Şimdilik ciddiye alınmadığı için birkaç kere itelendi, hakaret gördü. Bir insanın düşleri varken etrafı pek kalabalık görünürmüş ki fazla da ilişen olmadı.

Bu düş içinde yaylalar için en temel sorunlardan biri olan otlakların sınırsızlığı, yayla sınırlarının kalkması anlamına gelirdi ki sınırda yaşanan o büyük kavgadan sonra bunu bir düşünelim diyecek hiç kimse çıkmadı.

Yabani hayvanlara ayrılmış ormanlar fikri kabul görmemişti zaten. Köylülere göre tüm kurtlar, tüm ayılar ve beraberindeki vaşak, tilki, sansar porsuk öldürülmeliydi. Onlar olmasaydı elbette sürüler daha geniş alanlara kavuşurdu. Bir ayı için her yüz baş hayvana bir çoban, iki çoban köpeği, bir de sağlam örülmüş ağıl gerekiyordu. Genç Penah yabani hayatın alanı ile insanların yaşam alanlarını ayırmak için ormanları dolaştı. Sınırları çizdi.

Kimseyi ikna edemedi ama kendisi için devam etti. “Devam edebiliyorsam inanan hiç kimse olmaması pek mühim değil” derdi. “Mühim olan devam edebiliyor olmamdır. İnandıkları için devam etmeyeceğim, devam ettiğim için inanacaklar”

Küçük sürüsü çoğalıyordu. Çökelek yapan köylüler onun daha lezzetli bir şey yaptığını gördüler. Penah bunu çocukluğunun geçtiği manastırda öğrenmişti. Peynire “Penah çökeleği” demeleri bundandır. Cuma günleri eşeği Karagobça ile Erik Belini aşar, Tonya’ya oradan Beşikdüzü’ne gider, peynirleri satar geri dönerdi. Ürünlerden elde ettiği kazanç ile bir dağ bir nehir hesabı yaptı.

Dağ artırmak nehir azaltmaktı. Ürünleri artırmalıyım, zamanı azaltmalıyım. Sürüleri artırmalıyım giderleri azaltmalıyım. Dağların gözyaşlarını nehirler taşır şehirlerin kalbine ve ıslanan yanaklarında ovaların bereketi asılıdır.

Dağ yükselmeli, nehir akmalı. Biri yükseliyorsa diğeri azalmalı derdi. Dağın böğründe ulu toruklar yükselirken göğsünden akan nehirler zıtlığın uyumudur derdi. Bir şey artacaksa bir başka şey azalmalı!

Pek aldırış eden olmadı. Penah’ın küçük sürüsü büyük bir sürü olmuştu. Biriktirdiği tüm paraları aldı, komşu yaylaya gitti. Pek sürüleri yoktu. Onlara bir teklifte bulundu. Sürülerini birleştirmeyi ve otlakları için sınırları aşan çayır projesini sundu. Penah aslında yazın yeterli mera olduğunu ancak sulamaya ihtiyaç olduğunu, bununla beraber tel örgülerle kısım kısım yerlerin ayrılması gerektiğini anlattı.

Küçük çayları birleştirecek ve dağların içinden bayırlara doğru salacaktı. Çay insanın hararetini alır derler ya, işte o küçük akarsular bayırların hararetini alacaktı.

Komşu Küskürme köylüleri bu fikre sıcak bakınca hummalı bir çalışma başladı.  Küskürme Karaçukur köyüne göre hem fakir hem daha küçüktü. Penah’ı tanırlardı. Sihirli sözleri kadar elleri de sihirli derlerdi.

Kasabanın peynircisi Küskürme Köyü’ne uğramaya başladı. Yeni sürüler geliyordu. Otlakların biri bitince aradaki tel örgü açılıyor diğerine geçiliyordu. Sürekli yeşil otlaklar vardı. Penah daha yeni başladık derdi. “Kış başlamadan tüm sürüleri satacağız ve Şiran’a gidip baharda kuzular satın alacağız”. Kışları beslemek yerine satmak ve baharda yeni kuzular almanın kazancını hesaplamıştı. Bu fikir önce garip geldi ama ilk defa maliyet ve fayda hesabı yapan biri vardı karşılarında.

Sürünün parası ile kasabada bir işyeri satın alacaklar ve buraya küçük bir fabrika kuracaktı. Elde ettiği yünlerden yorgan, minder yapacaklar kazak, yelek, çorap halı dokuyacaklardı. Tüm anlaşmaları yapmıştı. Makineler için Bursa’ya gitmiş ve heyecanla gelişlerini bekliyordu. Ödeme sürülerin satışı ile olacaktı.

Düzceli bir havyan tüccarı beraberinde iki kişi ile geldi. Tüm hayvanları kamyonlara yüklediler. Ödemeyi Düzce’de yapmak üzere anlaştılar. Penah da onlarla gitti. Çorum’da mola verdiler. Mola yerinde Penah yatsı namazına durdu. Selam verdiğinde kamyonlar gitmişti. Tam yedi yıl bir çırpıda buhar olmuştu. Sürülerin yarısı köylünündü. Düşlerin hepsi onundu. Sihirli elleri titredi. Dudaklarında birkaç kelime aradı. Yukarı baktı. “Allah’ım…” dedi ve olduğu yere çöktü.

Köye döndüğünde geride kalan üç kuzunun başını okşadı. Yeniden başlayacağım dedi. Köylüler kapısına geldiler. Makineler kasabaya gelmişti. Olduğu gibi anlattı olanı biteni. Suçlamalar hayıflanmalar arasında bir uğultu yükseldi. “Penah onları tanıyor hepimizi kandırdı”

Birkaç gün sonra Penah’ı Jandarma dolandırıcılıktan içeri aldı, günbegün dövüldü ve üstüne sövüldü…daha üstüne işkence edildi. Birkaç insan tutacağı parçası kalmıştı elinde… umut bir boşluğun adına yazılmıştı.

Aylar sonra mahkemeye çıkarıldı. Hâkim Penah’ı dinledi. “Penah’ın her şeye yeniden başlamasına…” diye karar verdi. Yeniden başlayamadı Penah! Büyükçe kırılmıştı. Devam edemedi. Bir sabah beline silahını koydu. Hayvan satıcılarının izini sürdü. Onları bulduğunda tetiğe bastı. Birinin bağrına diğerinin bacağına isabet etmişti kurşunlar. Penah tekrar cezaevindeydi. Mal canın yongası olduğu için değil gururu için yapmıştı bunu. Köylülerin gözünde aklanmıştı. Üç yıl sonra tahliye edildi. İşte orada o cezaevinde bir şey olmuştu. Düşünceleri eylemleri ile uzun uzun görüştü. Düşler alemine küsmüştü. Gerçeklerin düşlerin düşmanı olduğuna dair bir kehanete inandı. Hiç düşlemedi. Düşleyen olduğunda ona da küstü. Kara Gobçası ile ormana oduna gider, çayıra ot biçmeye gider, birkaç kuzusu ile yaşardı. İşte ela gözlüsü Gülizar’ın evden gitmeden önceki Penah’ın değişim hikayesinde olanlardan biri buydu.

 

Bulutlar birbirine iyice sokulmuştu, Aybara’dan kalabalık bir duman iniyordu. Yağışı erkenden haber veren öncü rüzgarla ısırganlar sallanıyor, çatılarda hartamalar gıcırdıyor, obada günlerce sürecek bir çise kalacak gibiydi. Gocuğunu giydi. Yün astarlı, güneş yanığı hani o hep kapı arkasında çivide asılı olan yüzlerce güneş yemiş gocuğunu… Kuşağını bağladı.  Her an hazırdır ağırlık kaldırmaya, düşmeye, düşünce kalkmaya. Kuşaksız bel direnemez doğaya. Hem Karagobçanın sırtına konan her ağırlık Penah Dedenin sırt kantarından geçer önce.

Dışarıdan koyunların, keçilerin zil sesleri geliyor. Gülizarsız bir seherle pek ağırdan alıyorlar.

Penah Gülizar’ın dere boyunda bir bakışına yakalanmış. Sonra çevirmiş gözlerini bir edebin peşinden, tepelere yürümüş! Yürüdükçe tepeler gibi o bakış inmiş yüreğine, Victor Hugo böyle bir bakışı görmüş de demişti sanki “Bir bakış bir bakışa neler neler anlatır, bir bakış bir aşığı saatlerce ağlatır?”

Düğünlerinden birkaç gün sonraydı. Gülizar yayla evinin kapısında, yaz çimenine, papatyalı, kına taşlı, kekikli topuk otlu çimenine, kurmuş sofrayı. Karınlarını bir güzel doyurup sıra çaya gelmiş, Güneş altında buz oluklarını kabarta kabarta fokurdatan çeşmenin de doldurduğu düş gibi bir ortam varmış. Gülizar ayaklarını uzatmış vadiye doğru, çekmiş düş perdelerini, açılmış vadilerin arkası, yollar belirmiş, ışıklar yanmış, kalemler sayfalar şık giyimli insanlar, otomobiller geçmiş, çeşme ile sofranın arasına bir şehir kurulmuş. Ansızın düşlerini yakalayan bir avcı gibi öyle bir söz etmiş ki o zamanki Penah bu söze pek şaşırmış!

“Benim düşlerim var! Biliyor musun?”

“Düş, çocuk oyunlarından kalmadır. Ballıbabalara konan kelebekler gibi uçar, sis gibi dağılır, ikindi yağmurları gibi değer geçer. Düş, buharıdır ibriğin! Bırak uçup gitsin sakın tutmayasın. Hem neler düşlersin ki sen ela gözlüm!”

“Şehirde okuyan bir çocuğum olsun! Bir sabah kitaplarla gelsin evime. Bana okusun okusun! o kitaplarda yazanları bağıra bağıra okusun. Sofraya defterlerini sersin. Siyah kalemi ile babama mektup yazsın!”

Babadan yana bir derdi vardı Gülizar’ın. Küçük bir yara gibi kalmamış. Kan gibi sızmış ve gözüne yürümüş ince bir damardan.

“Düşlemek gerçeğe küsmektir” Gülizar.

Şaşırmış, üzülmüş Gülizar. Daha birçok düşü varmış. Büyüklerini sofra bezinin altına sürüvermiş. Kalan kırıntıları parmak uçları ile toplamış kederle yutmuş.

“Okuma yazmayı öğrenmişim, kitaplarım oluyor, sonra bir mektup yazıyorum babama! …”

“Sen çocuk gibisin ela gözlüm! Düş dediğin çocukların oyuncaksız günlerinden kalma bir avuntudur”

Bu sefer biraz daha gerçeğe davetkar söyledi. Düşlemeye alışmasını istemezdi. Bir süre gözlerine bakmadı. Baktıkça Gülizar düş kuruyordu. “Bana o ilk baktığın gibi baksana Penah! Kalbime derman olan tüm düşlerim o bakıştan sonra başladı!”

Daha da kaçırdı gözlerini Penah! Bu bir zayıflık diye düşündü. Ve bir daha ela gözlüsüne ilk baktığı gibi hiç bakmadı. Bir tabağa bakar gibi, yabaya bakar gibi baktı.

Gülizar’ın düşlerini kovdu bu bakışlar.” “Çocuklarımı büyütsem, sağlıkla yaşlansam ve torunlarımı sevsem yeter bana” demiş. Ela gözlerine çekilen perdeler arkasından uçup giden düşlerin yerinde ıssız kıyılar, terk edilmiş koylar oluşmuş.

 Tüm mavi, yeşil gözler kalabalık bir denize benzer, tüm ela gözlerin de birbirine benzemeyen ıssız koyları vardır.


Yaşam Takımları™ sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.

Bir Cevap Yazın

6 Yorum
Beğenilenler
En Yeniler Eskiler
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
Meral Çağatay
2 yıl önce

Çok güzel bir bölüm teşekkürler. Gözlerin renginin ne önemi var güzel düşlemek düşlemek için.

Erhan Bozkurterhan
2 yıl önce

Kimseyi ikna etme kendin için devamm et. Muhteşem bir akış ustam teşekkürler

Mine Dağdeviren
2 yıl önce

Yine ahenkle keyifle okuduğumuz bir eser😇

Ayşe Kaya
2 yıl önce

Düşler gerçeğe açılan penceremin.
TEŞEKKÜR EDERİZ 🌿🌿🌿

Zeynep Zişan Çakmak
2 yıl önce

Penah dede ve hikayesi✨
Düşler ve gerçekler

Özlem Erol
2 yıl önce

Düşlerimiz olmasa hayatımızın amacı kalmaz. Çok güzel bir sayfaydi . Muzik de bir o kadar güzeldi.. . teşekkürler

6
0
Düşüncelerinizi merak ediyoruz, lütfen yorum yapın.x